Etiketler

kitap_ozeti3

NOT: Bu kitap özetini bir kaç bölümde yazacağım. Çünkü bazı konuları yazı uzadığı için atlamak istemiyorum. Birinci bölümde Presentasyon-zen anlayışının ne olduğundan bahsedeceğim. İkinci bölümde, organizasyon ve hazırlık ipuçlarını özetleyeceğim. Son olarak da, sunumlarla ilgili on önemli ipucu ve slaytlarla ilgili 10 önemli ipucunu paylaşacağım.

Bu yazımda paylaşacağım kitap özetinin konusu Garr Reynolds’ın ZEN felsefesinin sadelik yaklaşımının, profesyonel yaşamdaki sunumlarımızda görsel destek olarak hizmet etmesi ve slaytları nasıl hazırlamamız gerektiği. Aslında bu ay içinde katıldığım ve TEGEP Eğitim ve Gelişim Zirvesinde izlediğim bazı sunumlar bu yazıyı yazmam için bana ilham verdi. Bu sunumlarda yapılan ve gerçekten yanlış örnekleri göstermek için yapıldığını düşündüren karmakarışık slaytlarla karşılaştım. Bu tip sunumlar gerçekten izleyiciyi hem konudan uzaklaştırıyor hem de takibi zorlaştırıyor. Bazen keşke hiç slayt olmasaydı da sadece konuşulsaydı diye düşünüyorum. Yazarın aşağıdaki yorumu da bu yazdıklarımı destekliyor sanırım.

“Powerpoint hazır şablonlarının ömrü çoktan tükenmiştir. Onlardan derhal kurtulmamız gerekiyor.”
Garr Reynolds

“Sadelik, en ince zevktir” Leonardo da Vinci


Bu kitap, Zen felsefesi hakkında değil. Bu kitap, çağımızın gerektirdiği iletişim ve prezantasyonlara, farklı bir bakış açısı getirmekle ilgili. Yine de, profesyonel yaşamın – özellikle profesyonel iletişimin – Zen ile aynı değerler sistemini paylaşıyor olabileceği görüşünde yazar. Kitapta, Zen’in özünde bulunan estetik, düşüncelilik ve bağlantılılık gibi kavramların, prezantasyonlara da yansıtılması gerektiği iletiliyor.

“Prezantasyon Zen, bir yöntem değil, bir yaklaşımdır!”

Yöntem, adım adım izlenebilecek sistemli bir süreci, ispatlanmış bir prosedürü, mantıksal bir dizgeyi önerir. Bu nedenle, Prezantasyon Zen, daha ziyade bir yaklaşımdır. Yönü, zihinsel çerçevesi, hatta bir felsefesi olsa dahi, formülü yoktur. 

Kitapta “Bugün neredeyiz?” sorusu aşağıdaki şekilde anlatılmış;

Bugün, prezantasyon dediğimizde aklımıza ilk gelen şey hazır power-point sunumları oluyor. Oysa ki, hem hazırlayanların, hem sunanların hem de dinleyenlerin son derece sıkıcı ve sıradan bulduğu power-point sunumlarının, devrinin kapanma zamanı çoktan gelmiştir. Evet, bugün bir çok otorite, Power-point’ten kurtulmamız gerektiğinde hemfikirdir. Bana kalırsa sorun, Power-point’i ya da Keynote’u bir yöntem olarak değil de, bir araç olarak görmememiz ve uygun tasarım yöntemleriyle etkili şekilde kullanamamamızdan kaynaklanıyor. Power-point’in kendi menüsüne bağlı kaldıkça, ağzımızdan çıkacak her sözü, madde imleri şeklinde sayfalara yazdıkça, etkili sunumlar yapmamız uzak bir hayalmiş gibi geliyor, diye yazmış yazar.

Bu noktada yazara katılmamak imkansız, gerçekten de tamamen madde imli yazılarla doldurulmuş ya da okunamayacak kadar küçük yazılarla dolu grafik, tablo ve şekillerle hazırlanmış slaytlar hiçbirşey ifade etmediği gibi, izleyiciyi tüm konudan uzaklaştırmaya yetiyor.

presentationzen_1

Araştırmalar, sunumu izleyen kişilerin mesajı hem sözlü hem de yazılı formatta aynı anda almakta ciddi anlamda zorlandıklarını gösteriyor. Peki o zaman neden slaytları yazıyla dolduruyoruz? Ya da madem doldurduk, o zaman neden susup okumalarına imkan tanımıyoruz? Bunu yaparsak, sahnede ne işimiz olduğu merak konusu olacaktır, o yüzden tıka basa doldurularak yazılmış slaytları gösterirken, bir taraftan da konuşuyoruz.

“Kavramsal Çağ’da Prezantasyonlar”

Yazar, “çağımızda -farklı düşünmek- her şeyden daha değerli hale geldi. Bunun anlamı, “bilgi çağında” çok önemli olan mantık ve analiz yetkinlikleri (sol beyin nedenselliği), içinde olduğumuz “kavramsallık çağında” eskisi kadar önemli olmayacak. Bunun yerine, sağ beyin düşünselliği, sol beyinle birlikte kullanıldığında, her zamankinden daha değerli hale gelecek.” diyor
Ayrıca, Daniel Pink’in A Whole New Mind isimli kitabında, günümüzün profesyonelinin başarılı olmak için sahip olması gereken altı duyuyu- altı sağ beyin kontrolündeki yeteneği – şöyle adlandırdığını söylüyor: tasarım, hikaye, harmoni, empati, oyun ve anlam.

presentationzen_2

Aşağıda, bu altı yeteneğin kitapta nasıl anlatıldığını aynen iletiyorum.

Tasarım: Tasarımla kastedilen, rötüşlar ve süslemeler değil. Tasarım, en başta yapılıyor, süslemeler gibi en sonda değil… Prezantasyonlardan söz edildiğinde, tasarım, henüz bilgisayarınızı açmadan, yaptığınız hazırlıkla ilgili. Hazırlık aşamasında yavaşlayarak, “meşgul zihninizi” durdurup, konuyu, amaçlarınızı, anahtar mesajlarınızı ve katılımcı kitlenizi düşünmeniz gerekiyor.

Hikaye: Bilginin, herkese açık olduğu günümüzde verileri ve haberleri, teknolojinin de yardımıyla doğrudan paylaşmamız mümkün. Bu nedenle, bizden beklenen bunun ötesidir… Kognitif bilimci Mark Turner, hikaye anlatmaya “öykülenmiş imgeletme” yakıştırmasını yapıyor. Çocukluk yıllarında çok şey öğrendiğimiz hikayelerden, iş yaşantımızda tamamen uzaklaşmış bulunuyoruz. Profesyonel yaşam, öyküleri ciddi insanların ilgilenebileceği bir yaklaşım olarak görmese de, en iyi öğrenim yaklaşımı olarak, hala geçerliğini korumaktadır. Hikayeler, aydınlatıcı, ilgi çekici ve daha önemlisi akılda kalıcıdır.

Harmoni: Odaklanma, uzmanlaşma ve analiz “bilgi çağı”nda önemli olmuştur ancak, “kavramsal çağ”da sentezlemek ve büyük resmi görmek için, başta ilgisiz görünen parçaları birlikte kullanabilme becerisi değer kazanmaktadır. Pink, bu yeteneğe “harmoni” diyor.
Başarılı sunucular, daha önce farkedemediğimiz bağlantıları açığa çıkarabilir. Onlar, “ilişkiler arasındaki ilişkileri” görebilirler. Bu nedenle, çağımızın sunumları, dinleyicileri bilgi bombardımanına tutmak değil, önemli olanı ortaya çıkarmak işlevini görmelidir.

Empati: Empati duygusaldır. Kendinizi, başkalarının yerine koymakla ilgilidir. İyi tasarımcılar, kendilerini kullanıcının, müşterinin ya da izleyicinin yerine koyma becerisine sahiptirler. Bu aslında, bir beceriden ziyade, doğuştan gelen bir yetenektir ama herkes kendini zamanla bu konuda geliştirebilir. Empati, sunum yapan kişinin, dinleyici kitlesinin kendini ne zaman anladığını ve ne zaman anlayamadığını fark etmesini ve duruma göre uyarlamalar yapmasını sağlar. (Bence de en önemli noktalardan biri bu…)

Oyun: Kavramsal çağda çalışmak, yalnızca ciddi olmak demek değil, aynı zamanda oyun oynamakla da ilgilidir diyor Pink… Prezantasyonlarımıza mizah ve oyunlar katmamız çoğu zaman etkilerini arttıracaktır. Burada söz ettiğimiz, saçma espriler ve sulu şakalar değil, mizahın zekice kullanılmasıdır. (Çoğu zaman sunumu renklendireceğim ve dinleyiciyi güldüreceğim diye konuyla alakasız espriler, karikatürler vb. sunuma eklenebiliyor, bence de bunlar çok saçma kalıyor ve konudan uzaklaştırıyor.)

Anlam: Bu konu üzerinde fazla durmak istemiyorum ama, başarılı bir prezantasyon yapmak, dünyanızda küçükte olsa bir farklılık yaratma fırsatı anlamına gelebilir. Kötü giden bir prezantasyonun, moraliniz ve kariyeriniz üzerinde olumsuz bir etkisi olabilir ancak, iyi bir prezantasyon, hem kendiniz, hem de dinleyicileriniz için son derece tatmin edici olabilir.

 Devamı bir sonraki yazıda…. 

Reklamlar